DEPREM ÖLDÜRMEZ DAYANIKSIZ BİNA ÖLDÜRÜR
|
 |
İstanbul Depreme Hazır mı?
17 Ağustosu izleyen birkaç ay boyunca , ulusça ağzımızdan düşürmediğimiz
sözler, "Bir daha asla böyle hazırlıksız yakalanmayacağız, artık akıllandık"
olmuştu. Ama, aradan geçen zaman, acıları olduğu gibi, alınması gereken
dersleri de unutturdu; yine "Bize bir şey olmaz" hayalciliğini yerleştirdi
kafalarımıza. Oysa, bilimadamlarının dillerinden düşürmedikleri bir
söz var: DEPREM GELİYOR!
Neslihan ÖZMERT 26 yaşında iki yıldır İstanbul'da yaşıyor.Geceleri uyumak
için beşinci kattaki komşularının evine gidiyor; çünkü depremde oturduğu
bodrum katının yıkıntılarla örtüleceğinden korkuyor. 17 Ağustos 1999'da
İzmit'teki evlerinde tek başına olan Neslihan Hanım, evleri ağır hasar
gördüğü için depremden sonraki bir yıl boyunca da ailesiyle birlikte
Ankara2da yaşamış. O bir yıl boyunca, tüm aile aynı odada uyumuş, daha
doğrusu uyumaya çalışmış. Şimdi oturduğu, Kadıköy'deki apartmanın da
depreme dayanacağından da kuşkulu. Ne var ki, maddi olanakları daha
güvenli bir evde yaşamak için yeterli değil. Bu nedenle de, Marmara
Bölgesinde yaşayan milyonlarca insan gibi o da bu korkuyla yaşamaya
devam ediyor. İstanbul'da kime sorsanız depremden korkuyor. Ancak, bu
korkuyu yenmek için bir şeyler yapmaya çalışan da pek yok gibi. Aslında
insanlar evlerini, işyerlerini güçlendirmek ya da başka önlemler almak
için ne yeterli teknik bilgileri ne de maddi olanakları var. Belki de
bu nedenle, yapabilecekleri pek fazla bir şeyleri olmadığı için, deprem
olasılığını akıllarına bile getirmek istemiyorlar: böyle bir risk yokmuş
gibi davranıyorlar. Herkes bir başkasından bir şeyler bekliyor: vatandaş
devletten, devlet üniversitelerden, üniversiteler yerel yönetimlerden,
yerel yönetimler gönüllü kuruluşlardan, gönüllü kuruluşlar vatandaşlardan.
Her ne kadar kimi bilim adamları fayın kaç parçalı kırılacağı, ne büyüklükte
bir deprem oluşturacağı gibi konularda hala tartışsalar da herkes Marmara'yı
bir deprem beklediği konusunda hem fikir. Kimi yeni araştırma verilerine
dayanarak söylüyor bunu, kimi de önceki deneyimlere dayanarak. Aslında,
17 Ağustos'un bizlere öğrettiği belki de tek iyi bir şey vardı, o da
bilimadamlarına güvenmek, bilimadamlarının sözlerine kulak vermek. Ne
var ki bu da alışkanlık haline getiremeden yitirdiğimiz doğru davranış
biçimlerinden biri oldu. Tehlike bu kadar yakınımızda kol gezerken,
herkes birilerinin çıkıp "Aslında deprem olmayacak, bu bir şakaydı"demesini
bekliyor. Peki ama, gerçekten bu kadar vurdum duymaz mıyız? Gerçekten
hiçbir hazırlık, hiçbir çalışma yapılmıyor mu? Bütün bu soruların muhatabı
tek bir kişi ya da kurum değil elbette. Üniversitelerin, araştırma merkezlerinin,
enstitülerin, mülki idarelerin, belediyelerin, sorumlu kamu kurumlarının,
derneklerin, gönüllü örgütlerin ve elbette bireysel olarak hepimizin,
bu sorunu çözmek için birlikte hareket etmek zorunda olduğumuz çok açık.
Bu çok bileşenli yapıda, bilimadamları üstlerine düşeni en iyi biçimde
yerine getiren kesim. Hem karada hem de denizde birtakım jeolojik araştırmalar
yaparak Marmara'nın depremselliği hakkında herşey öğrenilmeye çalışılıyor.
Hangi fayın nasıl kırılacağı, hangi büyüklükte bir deprem oluşturacağı
ve bunun hangi zaman aralığında gerçekleşebileceği, bu çalışmalar sayesinde
biliniyor artık. Ayrıca, depremi önceden tahmin etmek, böylece deprem
zararlarını en aza indirgemek için de bir takım çalışmalar yapılıyor.
Yapıların deprem güvenliğini sağlamak, bunları güçlendirmek ve öncelikli
olanları belirlemek için de bilim adamları çeşitli projeler yürütüyorlar,
senaryolar hazırlıyorlar. Bilimadamlarınca elde edilen bu veriler elbette
işi etkinliğe dökecek kurum ve kuruluşlarla paylaşılıyor.Belediyeler,
mikro bölgelendirme projeleriyle, zeminin ve üzerindeki binaların bir
deprem anında nasıl davranacaklarını ve geçen depremden çıkan binaların
kaderini belirlemeye çalıştıklarını söylüyorlar. Gerçekte tüm kurum
ve kuruluşlar birşeyler yaptıkları görüşünde. Mülki idareler ve diğer
kamu kuruluşları hem bu çalışmalara katılıyorlar hem de olası bir deprem
sonrası için müdahale planları yapma çabasındalar.Buna göre çadırkentlerin,
alternatif yolların, iş makinelerinin yerleri, arama-kurtarma ekiplerinin
gidecekleri bölgeler, ne kadar erzağa ne kadar çadıra ihtiyaç duyulacağı
şimdiden hesaplanmaya çalışılıyor. Kızılay ve Sivil Savunma geçen seferki
gibi hazırlıksız yakalanmamak için üstlerine düşeni yapma çabasındalar.
Çadırlar sipariş ediliyor, halkı bilgilendirme çalışmaları yapılıyor,
arama kurtarma ekipleri kuruluyor, halka arama kurtarma eğitimleri veriliyor.
Gönüllü örgütlerse, var güçleriyle kendilerini yenilemeye ve geliştirmeye
çalışıyorlar. Ancak en büyük sorumluluk yine kişinin kendisine düşüyor.
Biz "Deprem hakkında ne biliyoruz, kendimizi depremden korumak için
neler yapabiliriz?" gibi soruların yanıtlarını almak için uzmanların
sözlerine kulak veriyor muyuz? Kimimiz evlerimizi güçlendirmek için
bir takım adımlar atıyoruz, kimimiz de evimizin içini, hatta mobilyalarımızı
depreme hazırlıyoruz; evde hayali deprem tatbikatları düzenliyoruz,
çeşitli kurumlarca verilen eğitimlere katılıyoruz. Ne var ki yapıldığı
söylenen tüm bu çalışmalar pek yeterli görünmüyor; çünkü ortada elle
tutulur, somut bir çalışma pek yok. Elbette merkezi ve yerel yönetimlerin
de depreme hazırlık konusunda tamamlanmamış ev ödevleri var.Ancak bizler
de geçen sefer aldığımız dersleri unutmayarak, kendi yaşamlarımıza,
geleceğimize sahip çıkmayı başarmalıyız. Bilim ve Teknik Dergisi Nisan
2002 sayısından alınmıştır. TÜBİTAK ve Yazıları hazırlayan elif YILMAZ,
Aslı ZÜLAL, Alp AKOĞLU, Banu BİNBAŞARAN ve Özge BALKIZ'a toplumu bilinçlendirme
gayretlerinden ötürü teşekkür ederiz.
|
 |
|

|
Tekrar Yaşamak İstemiyoruz..! |

|

|
Deprem
Çantanız Var mı ? |
 |
| |